Anasayfa » Unutulmayanlar

Unutulmayanlar

Unutulmayanlar

  1. Aydın Yılmaz

1937 yılında Bolu’ nun Mengen kazası, Kuzgül Köyü’ nde doğdu. Meslek hayatına 1950 yılında Ankara’ da bulaşıkçı olarak başladı. Ankara Bekir Restaurant’ ta, mutfak komisi olarak çalıştı. İstanbul Liman Lokantası’ nda Aşçılığa başladı ve aynı müessesede bütün ara kademelerden geçerek ikinci şefliğe getirildi. 1963 yılında İsviçre Zürich Dolder Grand Hotel’ de Otelcilik ihtisası yaptı. 1967 yılında Türkiye’ ye döndü ve aşçıbaşı olarak Divan Oteli’ ne girdi. 1974’de Divan Oteli’ nden ayrıldı ve bu kez uluslararası bir zincir olan İstanbul Sheraton Oteli’ ne Executive Chef olarak katıldı. Aynı yıl İstanbul Sheraton Oteli’ nin özel izni ile Çeşme Altın Yunus Oteli’ nin Executive Chef’ i olarak açılışını yaptı ve sezon sonunda Kahire Sheraton Oteli’ nde Executive Chef yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1975’de İstanbul’ a dönerek Sheraton’ ın açılışından itibaren Executive Chef olarak görevine devam etti. 1979′ da emekliye ayrıldı. Aynı yıl Amerika’ ya giderek özel bir restaurantta çalıştı.

1980′ de yurda dönüp, Uludağ’ da Beceren Oteli’ ni 4 yıl kendi adına çalıştırdı. 1981 yılında Mengen Aşçılık ve Turizm Derneği’ ni kurarak 9 yıl bu derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttü. Bu süre içinde her yıl aşçılık festivali düzenledi. Türkiye’ de ki ilk aşçılık okulu olan Mengen Anadolu Aşçılık Lisesi’ nin kurulmasını sağladı. Uzun yıllar mesleki okullarda ve üniversitelerde eğitmenlik yaptı. Uluslararası yemek kongrelerine katıldı. Otuz’ un üzerinde konferans verdim. “Aşçının El Kitabı” adında bir kitap yazdım. 18 adet kitap ve kitapçıkta ismi geçmektedir.

Bildiği yabancı diller Almanca, İngilizce, Arapça ve İtalyanca’ dır. 16 ülkede Türk haftaları düzenleyerek 14 madalya, 351 plaket, 38 diploma ve sertifika kazanmıştır.

Mutfak Dostları Derneği kurucusu ve Yönetim Kurulu üyesi olarak görevlerde bulundu. 1996 yılında Mengen Aşçılar ve Turizm Demek başkanı olarak yirmi meslektaşıyla dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’ i ziyaret edip, Mengen Aşçılık Yüksek Okulunu açtı. 1997 yılında Aşçılar Birliği Derneğini kurdu. Kurucusu olduğu derneğin Başkanı olarak sekiz panel düzenledi. Paneller mutfak kültürümüzü yaşatmaktır. En büyük ideali ise geniş kapsamlı Aşçılar kompleksi ve Aşçılar federasyonu kurmakla Aşçılar arasında büyük güç oluşturmaktı.
Hayatı ilkler ve başarılarla dolu dolu geçen büyük usta Aydın YILMAZ, 2004 yılında vefat etmiştir.

Saygı ve Rahmetle anıyoruz.

 

 

  1. Tuğrul Şavkay

1951 yılında doğan ünlü ve başaralı Gurme Tuğrul Şavkay’ın yemeğe olan ilgisi öğrencilik dönemlerinde Krevansaray Oteli’nin mutfağında bulaşıkçılık yaparken başladı. O dönemlerde zamanının çoğunu mutfakta harcayan Şavkay boş zamanlarda mutfak şefinin yaptığı yemekleri yemesi ve bu yemekler hakkında araştırmalar yapması onu yemek konusunda bilgilendirmesine ve çok başarılı bir gurme olmasına vesile olmuştur.

Tuğrul Şavkay Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra üniversite eğitimini yurt dışında tamamlamak istemiş ve Avusturya’da Graz Üniversitesinde eğitim görmüştür. Şavkay bu eğitiminin hemen ardından Türkiye’nin en gözde üniversitelerin başında gelen Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nde sosyoloji eğitimini tamamlıyor. Gurme Tuğrul Şavkay’ın lisans eğitimi bittikten sonra master ve doktorasını da aynı üniversitede tamamlıyor. Daha sonra bir çok ünlü otelde sahip olduğu yemek kültürü sayesinde aşçı, yiyecek içecek yöneticisi, danışmanlık gibi görevlerde bulundu. Şavkay bu dönemlerde farklı bir çok gazetede yazılar yazdı. Ayrıca başarılı Gurme Tuğrul Şavkay Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakülte Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde görevde bulundu.

ESERLERİ

  • Aşçıbaşı’nın El Kitabı
  • Halk Mutfağımız
  • Lezzetin Öyküsü
  • Eskimeyen Tatlar
  • Tatlı Kitap
  • Dil Devrimi
  • Bol Kepçe Bol Lezzet
  • Şeflere Usta Tarifleri
  • Osmanlı Mutfağı
  • Şef’in Sofrası
  • Calve’den Salata Tarifleri
  • Dorina’dan Pilav Tarfileri
  • Frita’dan Kızartma Tarifleri

Saygı ve Rahmetle anıyoruz..

 

  1. Cemal Erdoğan

                                                             19/03/1951-10/02/2000

Büyük Şef Cemal ERDOĞAN 19 Mart 1951 Yılında Mengen Gözecik köyünde doğmuş

1965 Yılında İstanbul Karaköy’de değirmen Restorant çırak olarak işe başlamıştır.

1966 yılından 1969 yılına kadar Tarabya Otelinde çeşitli kademe ve bölümlerde çalışmış;

1969 Yılında İstanbul Dilson Otelde Kısım şefi olarak işe başlamıştır.

1971 yılına askerlik dönemine kadar burada çalışmış

1972 yılında Asker Dönüşü Çınar Otelde Kısım şefi olarak işe başlamıştır.

1975 Yılında Kısım şefi olarak İstanbul Sheraton Otelin açılışında bulunmuş ve açılışını yapmıştır.

İstanbul Sheraton Otelin de çalışırken 1976 Ekim ayında Almanya Frankfurt Şehrinde Shreton Otelleri arasındaki yarışmalarda En büyük ödül Grand Prix-Grosser preis ödülünü almış ve Türk Aşçısının Dünyada tanınmasını sağlamıştır.1979 Yılında Etap Otel International a Executive Chef olarak Mutfak Yöneticiliğine adım atmış

sırası ile

1986 Yılında İstanbul Sürmeli;

1987 Yılında Side Asteria Otel;

1989 Yılında İberotel Side;

1993 Yılında Club Turtels Marco Polo Tatil köyünde mesleğine Mutfak şefi olarak devam etmiştir.

1999 Yılında meslektaşlarımıza ve Meslegimize iyi anlaşılır bir kaynak bırakmak için

“SOĞUK MUTFAK SÜSLEME SANATI ve TEMEL BİLGİLER”Adı ile bir kitap yazmıştır.

1982 Yılında ilk Mengen Aşçılık ve Turizm Festivalinin Organizasyonunda ve yapılmasında büyük emekleri vardır.

Kendisini Türk mutfagına hizmetlerinden ve Türk Aşçısına örnek yaşamından dolayı

Saygı ve Rahmetle anıyoruz.

 

 

  1. Cemal Türkan

NEDEN AŞÇI OLDU? 
Birçok tanıdığı gibi aşçılık onun da baba mesleğiydi. İlkokulu bitirir bitirmez babasından ‘Seni İstanbul’da Abdullah Lokantasına çırak olarak veriyorum’ sözlerini duyunca heyecanlandı. Ne de olsa artık 13 yaşındaydı, büyümüştü ve hayata atılmanın zamanı gelmişti.
Yıl 1965 idi, İstanbul’a ilk defa gidecekti. Minicik yüreği ile içine girdiği kocaman dünyada ezilmemek için herkesten çok çalışması gerektiğine inandı. Burada önüne çıkabilecek fırsatları değerlendirmek konusunda kararlıydı. İstanbul’un en hatırı sayılır lokantasında çıraklık dönemi başladı. O kendisine verilen işleri en iyi şekilde bitirip ustalarından bir şeyler öğrenmenin yolunu arıyordu. Kısa bir süre sonra kendisini sevdirdi. Mesleğini geliştirdi. Artık onun adını büyük otellerin şefleri bile duymuştu. Hilton Otelinden aldığı teklifi hemen değerlendirdi. Daha sonra Tarabya Oteline geçti. İşte tam bu sırada hayatını değiştirecek fırsatı yakaladı.

FRANSA YOLU GÖRÜNDÜ Cemal Türkan’ın ağzından hayatı;
Tarabya otelinde çalışırken, beni iyi tanıyan zamanın ünlü bir şefinin aracılığıyla, Ocak 1971’de St Tropez’de yazlık lokantası bulunan ve İstanbul a tatil için gelen bir fransız’la tanıştım. Bana lokantasında çalışmak için teklif etti. 10 Mart 1971 akşamı St Tropez’e (Fransa) ulaştım. Beni patron karşıladı lokantasını gezdirdi. Henüz lokantası faaliyete geçmediği için beni sıradan başka bir lokantaya yemek yemem için götürüp bıraktı ve işaretle sonra gelip alacağını belirtti. Çalıştığım lokanta açıldı ve iki ay geçti. Bende St Tropez e biraz alıştım ve bir şeyler öğrenmeye başladım. Çalıştığım L’Escale (Liman) lokantasına Birgitte Bardot çok sık gelirdi. Bir gün, şef garsona salatayı çok beğendiğini söylemiş. O da salatayı bir Türkün yaptığını ona söylemiş. Merak ederek mutfağa geldi ve şef garson beni gösterdi, Birigitte Bardot bana ‘bonjour dedi. Bende başımı sallayarak selamını aldım. O anda hemen garson atıldı ve benim Fransızca bilmediğimi söyledi. Birigitte Bardot’da mutfak şefine dönerek sahiden Fransızca bilmiyor mu dedi. Şef de, alaylı bir tavırla ‘biliyor biliyor, bütün Fransızca küfürlerin hepsini çok iyi biliyor’ dedi. Bu imada bir gerçek vardı, o da şu; mutfakta çalışan benim yaşımda çok yılışık bir aşçı vardı ve bana şakayla karışık bütün küfürleri ederdi. Ben de ona aynı şeyleri söyleyerek ilk önce Fransızca küfürleri öğrendim. Sezon bitiminde, bir yıl sonra Cote d’Azur’ün en ünlü oteli olan Byblos’a geçtim ve burada kendimi biraz daha geliştirdim.

EĞİTİME BAŞLIYORUM
1973 yılında Paris Versailles bölgesinde bulunan, deneyimli bir aşçı olarak, meşhur Auberge de Coeur Volant lokantasına geçtim. Fransızcamı ve mutfak bilgimi yeterli derecede ilerlettikten sonra 1978 de aşçılık sertifikası almak için bir aşçılık okulunda kurslara katıldım ve sertifikayı başarıyla aldım. Ardından pastacılık sertifikasını kazandım. Burada, bütün hocalar benim çok yetenekli olduğumu ve eğitime devam etmem gerektiğini vurguladı. Bu arada, Avrupa‘nın en büyük oteli olan Le Meridyen Etoile’e şef dö parti olarak başladım. Sene 1980. Bende, burada Fransa’da aşçılığın en önemli diploması sayılan profesyonel aşçı diploması (B. P. Cuisine) almak için Fransa’nın en önemli otelcilik okulu olan Paris’teki Jean Druant okuluna yazıldım. 1983 de Profesyonel Aşçı diplomasını aldım. Hemen ardından, 1984 de Lokantacılık Teknisyen Diplomasını da aldım. Bu diplomayı alırken Paris, Strasbourg ve St Quebtenne okulları arasında birinci oldum. Burada hocalarım tarafından çok büyük takdir gördüm ve beni Paris Versailles Akademisine yazdırdılar. Bütün masraflarım Meridyen oteli tarafından karşılandı. Hem okuyordum hem de çalışıyordum. Ayrıcaailemin geçimini sağlıyordum. 1987 de son diplomam olan Akademi diplomasını da elde ettim.

“Birçok devlet başkanına defalarca yemek verdim”
Meridyen otelinde çalışırken de birkaç hatıram oldu. Gilbert Becot uzun zaman meridyen de kaldı ve benimle ahbap oldu. Hep benim yemeklerimi tercih ederdi. Bu otelde çalışırken Miterand, Giscar D’Estein, Chiraque ve daha birçok devlet başkanına defalarca yemek verdim.
1987 de Pris’te Pavillon Bleu oteline mutfak şefi olarak başladım. Bundan sonra, maaşım artığı için yoksulluğum da sona ermiş oldu. 1995’e kadar birkaç önemli müessesede executif Chef olarak çalışıp Türkiye’ye döndüm ve ilk kitabım olan Uygulamalı Yemek Yapma Temel Tekniği’ni yazdım.

“Gurbet, artık canıma tak demişti ve Bolu’ya yerleşmeyi çok ciddi olarak düşünmeye başladım”
1996 Ürdün Kraliyet Sayrına şef aşçı olarak gittim. Burada, Kral beni çok beğendi çok ciddiye aldı. Burada daha önce birçok Türk aşçı görev yapmış ve halen yapmakta. Kral benim diğer Türk aşçılarına benzemediğimi ve onlardan çok farklı olduğumu söyledi. Saraya gelen misafirlere mutlaka beni överdi. Yemek seçimini tamamen bana bırakırlardı. Bana sonsuz güvenleri vardı. Şimdiki Kral Abdullah benimle hep Fransızca konuşurdu ve bana çok samimiyet gösterirdi. Ürdün kraliyet ailesi Türkleri çok seviyor ve Türklere karsı büyük saygıları var. Gurbet, artık canıma tak demişti ve Bolu’ya yerleşmeyi çok ciddi olarak düşünmeye başladım. 1998 yılında Türkiye’ye dönüp bir daha ayrılmamak için kararımı verdim. Bir müddet dinlendikten sonra 1999’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mengen Aşçılık YüksekOkuluna kadrolu Öğretim Görevlisi olarak atandım. Burada, ders vermenin yanında, Türk Mutfağı hakkında araştırmalarıma başladım ve Mutfak Teknolojisi, Yemek Repertuarı ve Turizm’de Beslenme İlkeleri ve Mönü Planlama, Aşçılık ve diğer aşçılıkla ilgili kitaplar yazdım. Halen çok yoğun şekilde, Türk Mutfağı üzerine araştırmalarımı yoğunlaştırarak sürdürmekteyim. Düşüncem ve amacım Türk Mutfağını çağdaş düzeye getirmektir. Şu anda eğitim ve turizmokulları için gerekli çalışmalar yapmaktayım. Bu yolda gereken her fedakarlığı göstereceğim. Türkiye’de olmaktan ve Ülkeme hizmet etmekten son derece mutluyum.

“Türkiye’de olmaktan ve Ülkeme hizmet etmekten son derece mutluyum”
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; İstanbul xy otelinin şu anki aşçısı bir Fransız ve aynı diplomalara sahibiz. Buradaki tek fark; onun aldığı maaşla benim aldığımın arasındaki dengesizliktir. Ama Türkiye’de olmaktan ve Ülkeme hizmet etmekten son derece mutluyum. Bu durumun bana verdiği haz’ı hiçbir şeye değişmem. Bundan sonra, inşallah, ülkemden de okumuş (yüksek diplomalı) aşçılar yetişir. Ben de bu konuda yetkililerden yardım bekliyorum.

HOBİLERİM
Ben sadece işle yatıp işle kalkan biri değilim. Yıllar önce Paris bölgesinde bulunan bir gölde rüzgar sörfü yapmayı öğrendim. Yazları, 20 yıldan beri Açakoca’da (Düzce) rüzgar sörfü yapmaktayım. Burada tek rüzgar sörfü yapan kişi benim. Akçakoca’ya yolunun düşüp de bir sörfçü görürseniz o kişi büyük ihtimalle benimdir.

 

Saygı ve Rahmetle anıyoruz.

 

 

 

  1. Necip Ertürk( Halen Amerikada Bulunan Duayen Şefimiz)

 

 

Necip Ertürk’ün, hayatta çabalamadan elde ettiği belki de tek şansı, Türkiye’nin aşçı fabrikası Mengen’in Çorakmıtırlar köyünde doğmasıydı. 1931’deki doğumundan 1944’teki Bolu depremine kadar yarı aç, yarı tok sefalet içinde bir çocukluk geçirdi. Babası hiç iş yapmayan sürekli içki içen bir adamdı. Zaten Mengen’de hemen herkes ya aşçı oluyor ya da boş geziyordu. Depremden sonra hayat koşulları daha da kötüleşen Necip Ertürk, sırtında küçük bir bohçayla İstanbul’a geldi:

‘O zaman İstanbul’da biri Şişli’de, öbürü Tophane’de toplam iki tane aşçılar kahvesi vardı. Oralarda oturup iş bekliyordum. Bir gün Kambur Raşit diye biri geldi, ‘Gümüşsuyu Hastanesi’nde çalışır mısın’ dedi. Hemen kabul ettim, çünkü yatacak yer veriyorlardı, çamaşırlarım da orada yıkanacaktı.’

ISTAKOZ NECİP OLDU

Necip Usta’nın aşçılık hayatı bu hastanede başladı. Arkasından dönemin en iyi mutfaklarından birine sahip Taksim Belediye Gazinosu’na (şimdiki Inter Continental Oteli’nin bulunduğu) girdi. Çok ıstakoz temizlediği için adı Istakoz Necip’e çıktı. Rus, Roman ve Türk şeflerin arasında aşçılık sanatını öğrenmeye başladı. Necip Usta, yalnızca parlak değil, aynı zamanda uyanık bir çocuk olduğu için bir gerçeği çok çabuk kavradı:

‘O zaman aşçılar ikiye ayrılıyordu. Türk yemeklerini yapan alaturkacılar ve Fransız mutfağını bilen alafrangacılar. Alaturkacılar çok hakir görülüyorlar, ne kadar iyi aşçı olurlarsa olsunlar, eziliyorlardı. Bunu görünce alafrangacı olmaya karar verdim. Bunun için Fransa’ya gitmeliydim. Harçlığımdan arttırdığım parayla Berlitz’de Fransızca dersi almaya başladım.’

AVRUPA’DAN VAZGEÇİŞ 

Bu sırada II. Dünya Savaşı bitmiş, İstanbul-Avrupa arasında gemi seyahatleri başlamıştı. Necip Usta bu gemilere girip mutfakta altı ay bedava çalıştı. Çalışkan ve yetenekli olduğu için ustalarının dikkatini çekti. İyi olduğuna o da inanıyordu ki, bugün o günleri şöyle hatırlıyor: ‘Eski aşçılarla konuşuyor, bilgimi arttırmaya çalışıyordum. Çok iyi insanlardı, ama bence mesleki anlamda çok da fazla şey bilmiyorlardı.’

Askerliğini Genelkurmay’da yapan Necip Usta, teskeresini aldıktan sonra İstanbul Hilton’a girdi. Burada İsviçreli bir şefle çalıştı. Fransızcası da epeyce ilerlemişti. Şefine Fransa’ya gitmek istediğini söylediğinde ‘Madem dünyaya açılmak istiyorsun, seni İsviçre’ye göndereyim’ cevabını aldı. Necip Ertürk 25 yaşında İsviçre’de, ülkenin milli şefi Albert Conrad’ın kanatları altında alafranga mutfak sanatı öğrenmeye işte böyle başladı:

‘İsviçre’de birkaç sene çeşitli otellerde çalıştım. Nereye gitsem büyük aşçıların dikkatini çekiyordum. Bir işi bitirmeden kesinlikle bırakmıyordum. Üşenmeden, yorulmadan, uyumadan şevkle çalışıyordum. Ama Avrupa’da şef olmam çok zordu. Bir şef, işinin başında 30 yıl kalıyordu. O ölünce yardımcısı şef oluyordu. O ortamda sıra bana kolay kolay gelmezdi.’

Bu düşünce Necip Usta’nın yeni hedefini de belirledi. ABD’ye gidecek, orada şef olacaktı. Türkiye’ye dönüp dört yıl Çınar Oteli’nde çalıştıktan sonra 1964 yılında New York’a geldi. Altı ay süren Dünya Fuarı’nda, günde 3 bin kişiye yemek veren çılgın bir mutfakta çalıştı. Yine yeteneğiyle dikkatleri çekmişti. Fuarın sonunda Amerika’da kalmak istediğini söylediğinde Porto Riko Hilton’da iş bulması zor olmadı.

HATA YAPTIM MI BÜYÜK YAPARIM

Necip Usta’nın hayatı burada biraz karışıyor. İçtenlikle söylediği gibi ‘yaptı mı büyük hata yapıyor’. Bir nevi basiret bağlanması da denebilir. Porto Riko’ya gitmeye hazırlanan Necip Usta, son anda fikir değiştirip bir Türk arkadaşıyla Philadelphia’da restoran açmaya karar verdi. Ama bu proje gerçekleşemedi. Ardından bir kez daha Hilton’un kapısını çaldı, Londra Hilton’a gönderildi. Ne var ki, Londra’nın havasına hiç alışamadı ve Türkiye’ye döndü. Oradan tekrar Amerika’ya geldi, bir otelde çalışmaya başladı. Bu karışıklık içinde vizesinde bir takım sorunlar çıktığı için tekrar Türkiye’ye döndü. Necip Usta’nın oradan oraya gitmesine bakıp, onu bekar sanmayın. Bu arada 1959’da İstanbul’da kendisinden on yaş küçük Nevin Hanım’la evlenip üç tane de çocuk sahibi oldu.

Necip Usta vize sorunları, onu bekleyen üç çocuğu ve karısı derken kendini bir kez daha İstanbul’da buldu. Gelir gelmez Tarabya Oteli’ne şef oldu. Burası o dönemde İstanbul’un en gözde mekanlarındandı. Necip Usta kısa sürede sosyetenin, sanat, siyaset ve iş dünyasının yemeklerine bayıldığı yıldız bir şef haline geldi. Yaşı da kırkı biraz geçmiş, evli ve üç çocuklu. Türkiye’nin en iyi aşçısı. İyi para kazanıyor, cemiyette büyük itibar sahibi. Ama kararı kesin: ‘1974 yılına geldiğimizde yerimin Türkiye olmadığını kesinkes anladım. Tarabya maaşımı arttırmak istedi, ama yüz kat da arttırsa kalmayacağımı biliyordum. Amerika’ya gidecektim.’

Ve gider. 1974 yılından 2002’ye kadar çoğu beş yıldızlı otel mutfaklarında aralıksız çalıştı. Myrtle Beach, Atlanta, New Orleans’daki Hilton otelleri, Cleveland ve Atlanta Renaissance otelleri, Miami Lakes Country Club executive şeflik yaptığı otellerden birkaçı. Bir ara Atlanta’da kendi restoranını da açtı, iki yıl da orada şeflik yaptı. 70’lerin ortalarında çığ gibi patlayan Nouvelle Cuisine (Yeni Mutfak) akımınındaki gelişmeleri günü gününe takip etti. Aralarında Nouvelle Cuisine’nin öncüsü Paul Bocuse’unda olduğu yıldız şeflerle aynı mutfaklar da yemek pişirdi. Geçtiğimiz Mart ayında, 58 yıl sonra mesleğine veda ederek mutfaktan çıktı.

Gelecekte yemek çok daha pratik ve eğlenceli olacak

Klasik Mutfak ve 70’lerde başlayan Yeni Mutfak dönemlerini yaşadınız. Sizce gelecekte mutfak nasıl olacak?

– Gelecekte mutfak çok daha pratik, insanlar çok daha bilgili olacak. Yemek yapmak ve yemek daha da eğlenceli olacak. Bugün mesela fun food (eğlenceli yemek) dediğimiz anlayış var. Zeytinyağının içine biraz fesleğen koy, güzel bir ekmeği ban, tadını çıkar. Karnıyarıkla uğraşacağına, patlıcanı közle, ez, sarımsakla karıştır, ekmeğin üzerine sür, tadını çıkar. Böyle bir pratik zevke dönüşecek yemek.

BEĞENDİNİN TARTI OLABİLİR

Türk Mutfağı’nın gelecekte yeri ne?

– Türk Mutfağı da bu gelişmelerin dışında kalmayacak. Türkler yemek yapmasını da yemesini de seven bir millet. Ama yeniliklere daha açık olmak lazım. Mesela Çerkes tavuğunu neden yalnızca cevizle yapıyoruz da, bademlisini, fıstıklısını denemiyoruz. Mücverin mesela onlarca çeşidi yapılabilir, ya da beğendinin tartı olabilir.

Yazmakta olduğunuz kitaptan bahseder misiniz?

– Kitabımda bu çeşit yeni tarifler olacak. Mutfakta o kadar köklü değişiklikler oldu ki, Türk mutfağının bu prensipler üzerinde değişmesi kaçınılmaz. Amerika’da her yıl yüzlerce yemek kitabı yayınlanıyor. Aralarında Türk mutfağı ile ilgili tek kitap yok. Bu yüzden kitabı hem İngilizce hem Türkçe yazmak, ABD ve Türkiye’de yayınlatmak istiyorum.

ATLANTA’DA DERS VERECEĞİM

Emeklilik nasıl gidiyor? Yemek dışında ne yapıyorsunuz?

– Emekli olduğumdan beri evde yemekleri ben yapıyorum, ama daha önce karımın yemeklerini yıllarca zevkle yedim. Geçen dönem Atlanta’da bir yüksek okulda soğuk mutfak üzerine ders verdim. Bu sene belki yine böyle bir ders vereceğim. Bunun dışında tarih ve politika okumayı seviyorum. Bahçeyle uğraşıyorum. Tabii kitap yüzünden bunlara bir süre vakit bulamayabilirim.

YEMEK FOTOĞRAFLARI ÇEKMEK İÇİN SAMİ GÜNER’DEN DERS ALDI

Onlarca yemek kitapçığının yanı sıra Türk ve Fransız mutfak sanatını anlatan üç kitap yazdı. Bu kitapları buzdan ve yağdan yaptığı heykellerin, pişirdiği yemeklerin resimleriyle süslemek için Sami Güner’den fotoğraf dersleri aldı. Şimdi de hem İngilizce hem de Türkçe yayımlatmayı düşündüğü yeni bir kitabın hazırlığında. Bu arada her gün evinden çıkıp şehrin en büyük kitapçısına geliyor, yemek kitapları arasında saatler geçiriyor.

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*